# İki hayatı aynı güne sığdırmak

> Sabah dört çocuğun sesiyle başlayan, beyaz önlükle devam eden ve akşam yine dört küçük kalbe dönen bir gün. Uzman doktor ve dört çocuk annesi Meliha Özyalvaç, çalışan anneliğin en zor tarafını ve bütün yorgunluğun içinden yükselen o tarif edilmez şeyi anlatıyor.

- Source: https://mesgalem.com/tr/ilham/iki-hayati-ayni-gune-sigdirmak
- Language: tr-TR
- Author: Uzm. Dr. Meliha Özyalvaç
- Published: 2026-09-22
- Category: Anne & Bebek
- Tags: Çalışan anne, Anneler, Dört çocuk, Misafir yazar

Bu yazı arkadaşım Meliha’nın kaleminden. Uzman doktor ve dört çocuk annesi; sabahları beyaz
  önlüğünü, akşamları anneliğini aynı güne sığdırıyor. Yazısını olduğu gibi, kendi sesiyle
  yayınlıyoruz. — Merve

Bazen bir güne kaç hayat sığdırılabilir diye düşünüyorum.

Sabahın erken saatlerinde dört çocuğun sesleriyle başlayan bir gün…

Birinin çantasını hazırlarken diğerinin saçını düzeltmek, birinin ödevini kontrol ederken diğerinin “Anne, bak!” diye uzattığı resmi görmek…

Sonra kapıyı kapatıp başka bir dünyanın içine girmek.

Beyaz önlüğümü giyiyorum.

Bu kez başka insanların hayatlarına dokunmaya çalışıyorum.

Dinliyorum.

Anlamaya çalışıyorum.

Karar veriyorum.

Bazen bir cümlemle birinin içini rahatlatıyor, bazen sadece sessizce yanında duruyorum.

Ve sonra mesai bitiyor.

Ama benim günüm bitmiyor.

Eve döndüğümde beyaz önlüğü çıkarıyorum ama anneliği çıkaramıyorum.

Evde beni bekleyen dört ayrı dünya var.

Dört ayrı karakter, dört ayrı ihtiyaç, dört ayrı hikâye…

Birinin anlatacak çok şeyi oluyor.

Biri sadece sarılmak istiyor.

Birinin yardıma ihtiyacı var.

Bir diğeri ise sadece annesinin onu dinlemesini…

Ve ben hepsine yetmeye çalışıyorum.

Bazen gerçekten yetiyor muyum, bilmiyorum.

Çünkü çalışan anneliğin en zor tarafı, yapılacakların çokluğu değil belki de…

Hiçbirini eksik bırakmak istememek!

İşte insanı en çok bu yoruyor.

İş yerindeyken çocukları düşünüyorum.

Çocuklarla birlikteyken yetişmesi gereken işleri…

Bir yere yetişmeye çalışırken başka bir yerde bıraktığım zamanı…

Ve bazen gece herkes uyuduğunda, evin sessizliğinde kendime şu soruyu soruyorum:

“Bugün gerçekten çocuklarıma yeterince anne olabildim mi?”

Sonra onların uyuyan yüzlerine bakıyorum.

Belki her gün uzun uzun oyun oynayamadım.

Belki her sorularına o anda cevap veremedim.

Belki bazen yorgunluktan sesimi yükselttim.

Belki bazı günler kendime ayıracak bir dakikam bile olmadı.

Ama hep oradaydım.

Onların hayatlarının içinde, kendi hayatımı da sürdürmeye çalışarak…

Doktor olmak bana insanın hayatına dokunmayı öğretti.

Anne olmak ise insanın kendi hayatını çocuklarının hayatıyla paylaşmayı.

Şimdi anlıyorum ki çalışan anne olmak, iki ayrı hayat yaşamak değil.

İki hayatı aynı anda taşımak.

Bazen ağır geliyor.

Ama sonra dört küçük insanın “Anne” diye seslenişini duyuyorum.

Ve bütün yorgunluğumun içinden, tarif edemediğim bir şey yükseliyor.

Belki adı mutluluk.

Belki şükür.

Belki de sadece sevgi.

Bilmiyorum.

Bildiğim tek şey şu:

Her sabah yeniden başlıyorum.

Doktor olarak başka hayatlara dokunmaya, anne olarak dört küçük kalbe yetişmeye…

Ve bütün eksiklerime rağmen, elimden gelenin en iyisini yaparak.

Çünkü bazı kadınların hayatı, bir güne sığmayacak kadar çok hikâye taşıyor.