Alçı karın kalıbı: Dokuz ayın şeklini saklamak

Bir bebek doğunca her şey ona döner; annenin dokuz ay taşıdığı karın ise fotoğraflarda kalır. Alçı karın kalıbı, o dokuz ayın şeklini üç boyutlu saklayan eski ve yeniden keşfedilen bir el işi. Hamza Bera’ya hamileyken bir Cumartesi sabahı mutfakta yaptığımız kalıbın hikâyesi.

Yazan: Merve Çokal Doğan · · 3 dk okuma

Krem keten örtülü masada beyaz alçı bantlar, su kâsesi ve kurumaya bırakılmış yuvarlak, pürüzsüz bir alçı kalıbın kenarı; sonbahar ışığı

Hamza Bera’ya hamileyken İstanbul’a yeni taşınmıştık ve komşularımızdan biri, yaşlı bir hanım, bir sabah kapıyı çaldı. Elinde bir rulo alçılı sargı bezi vardı. “Gelin hanım, karnının kalıbını aldın mı?” dedi. Almamıştım; ne olduğunu da bilmiyordum. “Gel, öğreteyim,” dedi. O Cumartesi sabahı mutfakta, bir sandalyenin üstünde, karnıma sıcak alçı bantlar yapıştırıldı.

Kalıp hâlâ yatak odasındaki dolabın üstünde duruyor. Hamza Bera ona bakıp “ben buradaydım” diyor.

Karın neden unutulur?

Bir bebek doğduğunda dünya ona döner ve haklı olarak döner. Ama dokuz ay boyunca onu taşıyan karın, doğumdan bir ay sonra sanki hiç olmamış gibi kaybolur. Fotoğraflarda kalır; o da çoğu zaman yandan, biraz utangaç.

Alçı kalıp bunu değiştirir. Karnınızın şeklini, doğumdan iki-üç hafta önce, üç boyutlu olarak saklar. Sonra o şekil bir rafa konur ve bir gün bir çocuk ona bakıp ne kadar küçük bir yerde başladığını görür.

Bu, yeni bir moda değil. Alçı, el ve ayak izlerinde nasıl yıllardır kullanılıyorsa karın kalıbında da kullanılıyor; ama son yıllarda anneler onu yeniden keşfetti. Sanırım fotoğraf çoğaldıkça dokunulabilir şeyler değerlendi.

Mutfakta bir Cumartesi

Komşum tecrübeliydi; işlem yarım saat sürdü. Karnıma önce vazelin sürdü; sonra alçılı sargı bantlarını ılık suya batırıp tek tek yapıştırdı. Üç kat. Alçı ısınırken hafif bir sıcaklık hissettim; içerideki bebek tekmeledi ve komşum güldü: “Katılıyor.”

Yirmi dakika sonra kalıp sertleşti; komşum kenarlarından tutup yavaşça çıkardı. Elimde, kendi karnımın beyaz, pürüzsüz bir kopyası vardı. Tuhaf bir şeydi; ağır değil, sıcak ve içi boş. Sonra pencere önüne kurumaya koyduk.

Abdullah eve gelince ne olduğunu anlamadı. Sonra anladı ve uzun süre baktı.

Zımpara ve renk

Kalıp kuruyunca kenarlarını zımparaladık. Bazıları boyar, bazıları kâğıt kaplar, bazıları içine bebeğin doğum bilgilerini yazar. Ben olduğu gibi bıraktım; beyaz, biraz pürüzlü, kenarı hafif eğri. Çünkü öyle daha çok bana benziyor.

Yalnızca içine, kurşun kalemle, tarihi yazdım. Bir de Hamza Bera’nın adını. Adı o zaman kesin değildi; yazdığım ad başkaydı ve üstünü sonradan çizdim. O çizik de duruyor.

Evde nasıl yapılır?

  • Alçılı sargı bezi. Eczaneden ya da hobi dükkânından; “alçılı bandaj” ya da “model alçı bandı” diye satılır. Bir karın için üç–dört rulo yeter.
  • Zamanı doğru seçin. Doğuma iki–üç hafta kala; karın en yuvarlak hâlinde, anne henüz hareket edebiliyor. Doktorunuza sorun; sıcak alçı çoğu hamile için sorun değildir ama sormak iyidir.
  • Vazelin cömertçe. Tüylerin ve cildin alçıya yapışmaması için. Göbek deliğine biraz fazla.
  • Ilık su, kısa bantlar. Bantları yirmi–otuz santimlik parçalara kesin; her birini suya batırıp sıkın, karına yerleştirin, avuçla düzleyin. Üç kat.
  • Biriyle yapın. Tek başına olmaz; eş, anne, komşu. Komşum olmasa benimki de olmazdı. Kalıp, kalıbı alan kişiyi de saklar.
  • Kurumaya iki gün. Pencere önünde, güneşte değil. Sonra ince zımpara ve dilerseniz akrilik astar.
Bir kadının elleri keten örtülü mutfak masasında kesilmiş beyaz alçılı sargı bantlarını diziyor; yanında su kâsesi ve küçük bir kavanoz vazelin
Kısa bantlar, ılık su, cömert vazelin.
Pencere önünde katlı bir havlunun üstünde ters çevrilmiş, yuvarlak ve pürüzsüz beyaz bir alçı kalıp; yanında zımpara kâğıdı ve bir el
İki gün pencere önünde, güneşe değil.
Ahşap bir dolabın üstünde duran beyaz alçı karın kalıbı, yanında küçük bir çerçeve ve kuru çiçekler
Dolabın üstünde; “ben buradaydım”.

Karnın yanına, onun izi

Karın kalıbı dokuz ayı saklar. Doğumdan sonraki ilk haftalarda ise saklanacak başka bir şekil vardır: bir haftalıkken alınan el ve ayak izi. İkisi yan yana durunca hikâye tamamlanır; nereden geldi, nasıl geldi.

Her iki patiğinde de adı

İki küçük patiğin üzerinde onun adı var; yıllar sonra da gülümseyerek hatırlayacağınız parçalardan biri.

Adını yazdırın

Dolabın üstü

Komşum birkaç yıl sonra taşındı; bir daha görüşemedik. Ama o Cumartesi sabahı hâlâ dolabın üstünde. Hamza Bera arada bir kalıbı indirir, içindeki çizik adı okur, kendi adını okur, tarihe bakar. “Ben buradaydım,” der. Buradaydı.

— Merve Çokal Doğan

Bu yazıyı paylaşın

WhatsAppFacebookXPinterest
MeşgaleHamilelikHatıra

Okurlardan sorular

Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.

Siz de sorun

Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.

Adınız sorunun yanında görünür; telefon numaranız yalnızca bu doğrulama için kullanılır ve şifreli saklanır. Aydınlatma metni.