İlk sonbahar geceleri: Loş ışık, sessiz oda ve bir bebeğin uyku ritüeli
Eylül bitince günler kısalır, akşamlar erken iner ve yeni doğmuş bir bebeğin evinde geceler uzar. Hamza Bera’nın ilk sonbaharında öğrendiğim üç şey: ışığı kısmak, aynı şeyi aynı sırayla yapmak ve odayı o bebeğin odası hâline getirmek.
Yazan: Merve Çokal Doğan · · 3 dk okuma

Hamza Bera Ocak’ta doğdu ama ben onun ilk sonbaharını daha iyi hatırlıyorum. İstanbul’a yeni taşınmıştık; ev yabancıydı, sokak yabancıydı, komşuları tanımıyorduk. Eylül’ün sonunda bir akşam saat altıda perdeyi kapatırken dışarının çoktan karardığını fark ettim. Yaz boyunca gece dediğimiz şey, artık ikindiden başlıyordu.
Yeni doğmuş bir bebekle yaşayan herkes bilir: Geceler zaten uzundur. Sonbahar gelince bir de gerçekten uzar.
Işığı kısmak
İlk öğrendiğim şey ışıktı. Yazın odaya giren akşam ışığı bebeği yavaş yavaş uykuya hazırlıyordu; ben bir şey yapmıyordum, gün yapıyordu. Sonbaharda o iş bana kaldı.
Avizeyi yakmayı bıraktım. Şifonyerin üstüne küçük bir lamba koyduk; sıcak, sarımsı, yerden değil yandan vuran bir ışık. Emzirirken, bez değiştirirken, gece ikide yeniden uyuturken yalnızca o yanıyordu. Bir hafta sonra Hamza Bera o ışığı görünce esnemeye başladı. Işık, saatin yerine geçmişti.
Anneannem “bebek odasında lamba yanmaz, gözü alışır” derdi. Haklıydı da, haksızdı da. Bebek karanlığa alışmalı, evet; ama anne karanlıkta bez değiştiremez. Loş ışık ikisinin ortasıdır.
Aynı şey, aynı sırayla
İkinci öğrendiğim şey sıraydı. Banyo, kurulama, müslin, lamba, ninni. Her akşam aynı. Sıra önemli, içerik değil; ninninin güzel söylenmesi gerekmez, benimki hiç güzel değildi.
Bebekler saati bilmez ama sırayı bilir. Üçüncü adımda gözleri ağırlaşır, çünkü dördüncü adımın ne olduğunu bilirler. Sonbaharın kısalan günlerinde bu sıra, evin içindeki tek düzenli şey olur. Bana da iyi geldi; o beş adım boyunca telefon uzaktaydı, ev sessizdi, dışarıdaki karanlığın bir önemi yoktu.
Odayı onun odası yapmak
Üçüncüsü en geç anladığım şeydi. İstanbul’daki o ev bize yabancıydı; Hamza Bera’ya da yabancıydı. Konya’daki odasında adı duvarda asılıydı, annemin işlediği bir bezde. Taşınırken kutulardan birinde kalmıştı.
Bir akşam o bezi bulup çıkardım ve lambanın yanına astım. Değişen bir şey olmadı; bebek okuma bilmez. Ama benim için değişti. O oda o gece onun odası oldu. Adı orada duruyordu, ışık adının üstüne vuruyordu ve ben ilk defa “burası evimiz” dedim.
Sonbahar gecelerine hazırlık
- Tek bir loş lamba. Sıcak renkli, şifonyer ya da komodin yüksekliğinde, yandan ışık veren. Tavan lambası gece boyunca kapalı kalsın.
- Perdeyi erken kapatın. Sonbaharda dışarısı içeriden önce kararır; perde kapanınca odanın saati sizin elinizde olur.
- Beş adımı yazın. Buzdolabına değil, kendi zihninize. Eş, anneanne, bakıcı; kim uyutuyorsa aynı beş adım.
- Müslini önceden ısıtın. Radyatörün üstünde iki dakika. Sonbahar gecesinde soğuk bezle karşılaşan bebek uyanır; ılık bezle karşılaşan uyumaya devam eder.
- Adını odaya koyun. Duvara, kapıya, lambanın yanına. Bebek için değil, sizin için: O odanın kimin odası olduğunu her gece görmek için.



Işığın adı olsun
O ilk sonbaharda şifonyerin üstündeki lamba sıradan bir lambaydı; adı yanındaki bezde duruyordu. Sonradan düşündüm: İkisi aynı şey olabilirdi. Adının kendisi ışık verebilirdi.
Sessiz akşamlar için bir bulut
Üzerinde adı olan yumuşacık bulut yastık, masal ve sarılma saatlerinde yanı başınızda durur.
Perde ve lamba
Hamza Bera şimdi kendi odasında, kendi lambasını kendi kapatıyor. Ama sonbaharın ilk akşamı saat altıda perdeyi kapatırken hâlâ aynı şeyi düşünüyorum: Dışarısı karardı, içerisi bizim. Loş bir ışık, aynı beş adım ve duvarda bir isim. Geceler uzun olsun; oda bizim.
— Merve Çokal Doğan
Okurlardan sorular
Anneler soruyor, biz yanıtlıyoruz — bu yazının altında başkalarının da aklına gelebilecek sorular.
Siz de sorun
Bu yazıyla ilgili aklınıza takılanı yazarına sorun. Gerçek annelere yanıt verebilmek için WhatsApp numaranıza tek kullanımlık bir kod gönderiyoruz; numaranız hiçbir yerde görünmez.
Okumaya devam edin

Anne & Bebek
Dokuz yaşındaki oğlum, Yunan misafirimiz ve Harry Potter
Uzun yıllar İngilizce öğretmenliği yapan Zehra Topaç, dokuz yaşındaki oğlunun Yunanistan’dan gelen misafirle İngilizce Harry Potter sohbetine daldığı anı anlatıyor: Bir çocuğa yeni bir dil öğretmek, ona dünyaya açılan bir kapı aralamaktır.
· 2 dk okuma

Anne & Bebek
Bilmek, yaşamaya yetmiyormuş
Yıllarca annelere bebeklerin neden ağlayabileceğini anlatan bir hemşire, oğlu Mete’yi kucağına aldığında bilmenin yaşamakla aynı olmadığını öğreniyor. Damla Nur Bozkaya; sezaryenden sonra iyileşen bedeni, “Acaba yetiyor mu?” sorusunu ve kendine anlayışla bakmayı anlatıyor.
· 3 dk okuma

Anne & Bebek
Türkiye’ye taşınma, annelik ve… benim yeni gizli ritüelim
Ailesiyle Türkiye’ye taşınan Kristina Çelik, bebek bakımı ve yeni bir ülkenin telaşı içinde kendini “sonraya” bırakmamak için parfüm dünyasına kapılıyor. Bu sonbahar için sevdiği sıcacık notaları paylaşıyor: baharatlı vanilya ve amber, sandal ağacı ve kakule, kahve ve çikolata.
· 2 dk okuma